Bipolar Günlüğü (Yazı Dizisi 2)

Merhaba değerli arkadaşım,

Bipolar günlüğü yazı dizisinin 2. bölümünü yazmaya bugün tesadüfler sonucu karar verdim. Şu an ki ruh halimin depresif olduğunu belirtmekte, ve ben merkezli bir yaklaşım içerisinde bulunduğumu sizlerle paylaşarak başlayayım.

Bipolar Günlüğü (Yazı Dizisi 1) yazısından sonra aradan uzun sayılabilecek bir süreç geçti ve hayatımda bazı değişiklikler oldu, kendimi gözlemleme, yakalama(pozitiflik), kaybetme(negatiflik) dönemlerim oldu. Kısaca bunlardan bahsedeceğim.

Bu rahatsızlıktan sonra bir çok hastalığın aslında farklı sebeplerden kaynaklandığı keşfettim ancak belli bir standartta uygulamaya gidemediğimden dolayı kendimi tam anlamıyla belli bir iyileştirdim diyemeyeceğim. Sizlere de genel olarak bu yazı dizisinde sağlıma faydası olan konularda öneriler vereceğim.

Öncelikle önceki yazdığım dönemde daha pozitif, farkındalıklı bir yaşam sürüyordum. Doğa içerisinde doğa ile bütünleşme çabaları hem bana iç huzur getiriyor, hemde hastalığın negatif etkilerini azaltıyordu.

Bildiğiniz üzere kullanılan ilaçlar insanı mani durumuna sokmamak üzerine kurulduğu için depresif halleri yaşamak daha olası oluyor. Peki ya doğal yollarla depresif hallerimizi aşabileceğimiz bir yol var mı ?

Tam olarak bende bununla ilgili tespitlerimi, araştırmalarımı yazacağım. Söylediğim gibi bir önceki yazıda daha pozitif bir yaşantı içerisindeydim, hayattan zevk alan, mutlu, sahip oldukları ile yetinen daha fazlasını olabildiğince istemeyen bir yapıdaydım. Peki bu geçen süreçte neler oldu da ben depresif hale geldim?

  1. Sebep şehir değişikliği doğal, sessiz, sakin bir yaşantıdan kalabalığın, doğadan uzak bir yaşantıya geçiş.
  2. Yeme içme alışkanlıklarının değişmesi
  3. Uyku düzenindeki değişiklik
  4. Çevremdeki insanların istediği gibi bir insan olmaya görünmeye çalışmak.
  5. Kıskançlık, kibir, kıyaslama, gibi kötü özelliklerin ortaya çıkması, dozunu arttırması.

Evet, birinci sebebi irdeleyelim, büyükşehire geçmeden önce sessiz, sakin bir sahil kasabasında yaşıyor, etraftaki insanların bir çoğu ile selamlaşıp, azda olsa muhabbet ediyordum. Yani sadeliğin verdiği rahatlık ile güzel bir şekilde yaşıyordum ancak büyükşehire geçince şehirde aradığını bulamama, kendini ait hissetmeme, iş yaşantısındaki olumsuzluklar en büyük etkenlerden birisi oldu.

İkinci ve en önemli sebep olduğunu düşündüğüm sebep ise yeme içme alışkanlığında değişiklik, yaşadığım yer aynı zamanda yarı bir köy, yani doğal ürünler bulmak şehire göre çok daha kolay. Bizim gibi psikolojik olarak problem yaşayan insanların çoğunda yaşanan problem çoğunlukla bağırsak kaynaklı, bu tanı konmadan önce ve tanı konduktan sonra abur cubur, dışarıdan beslenme alışkanlıklarım vardı. Ta ki psikiyatrım Gaps Diyeti’ni önerene kadar. Gaps diyetini tam olarak uyguladığım söylenemez ancak araştırmalar yaptım. Araştırmalar sonucu doğal ve fermente gıdalar tüketmeye yöneldim. Sizlere önerebileceğim, uzun süre haşlanmış et, kemik suyu kısaca tarifini de vereyim, büyükçe bir tencereye, etli hatta ilikli kemiklerimizi ekliyoruz tencerenin geri kalanına ağzına kadar su dolduruyoruz birazda su ekliyoruz. Ocağımızın küçük bölümünün en kısık ateşinde yaklaşık 8 ila 10 saat haşlıyoruz. Normalde 4 -5 saat haşlıyorduk ancak bugün bir diyetisyenden 8 ila 10 saat haşlanması bilgisini öğrendim. Bu haşladığımız et, kemik suyunu içmesi ayrı bir lezzetli, yemeklerde kullanması ayrı bir lezzettli, özellikle annem suyuna bulgur pilavı yapar çok lezzetli olur. Diğer önereceğim gıdalar ev yapımı yoğurt, kefir, ev yapımı turşular, avakado (annemin tarifini vereceğim birazdan), ceviz, badem, köy yumurtası, küflü tulum peyniri, vb. doğal gıdalar.

Avakado’yu soyup eziyoruz, içerisine biraz zeytin yağı, biraz da ağzımızın tadına göre sarımsak ekiyoruz, biraz da üzerine pul biber serpiştiriyoruz işte muhteşem bir lezzet sizlerle hem sağlık hem lezzet konusunda çok iddialı.

Yeme içme konusunda daha detaylı eklemelerde yapmayı düşünüyorum belki başka bir yazıda belki de bu yazıya ekleme yaparak. Şimdilik diğer maddeye geçelim.

Uyku düzeninde değişiklik, şehir değişikliği , bir şeylere yetişme telaşı, kendimi gösterme çabası düzenli olan uykularımı kaçırdı, tabiki kendimi korumaya alabilir ve düzenli bir şekilde en azından yatıp kalkabilirdim ancak yapamadım. Uyku düzenimi tekrar bir standarta almaya çalışıyorum son günlerde bana sorarsanız en verimli uyku 11’de başlayan ve gün doğmadan uyanılan deliksiz bir uykudur. Çok zor değil, uyumadan en az 4 – 5 saat öncesinde bir şeyler yemeyerek bu düzene geçilebilir.

Dördüncü sebep ise şehirdeki eski arkadaşlarıma uyum sağlamaya çalışmak, onların gözünde bir şekilde kalmaya çabalayarak, kendi özümden uzaklaşmak bana çok büyük zararlara uğrattı. Oysa şehire gitmeden önce kendimi kabul etmiş, olanla yetinen olabildiğince huzurlu bir insandım.

Beşinci nedene gelecek olursak, arkadaşlarımla yakınlaştığım da kendimi iyi bir şekilde gözlemledim ve kıskançlık, kibir, kıyaslama gibi huylar edindim ve kendi öz benliğimden uzaklaştım. Uzaklaştıkça da kaygı durumum da artışlar oldu. En son geldiğim noktada depresif hallerdeyim ancak son günlerde çıkabiliyorum.

Bu yazıyı burada sonlandırıyorum aslına bakarsanız bir heyecan ile yazdım bu yazıyı, tekrar gözden geçirip eklemeler yapmayı düşünüyorum. Çünkü sağlık çok önemli!

Güzellik Perisi

Duruşundaki sadelik,
Çevresi dağlarla çevrilmiş durağan bir gölün içerisine yansıyan doğa gibi
Huzur dolu

Gözlerinde ki sıcaklık,
Buz dağlarını incitmeden eritir bir alev gibi
Zarafet dolu

Yüzündeki güzellik,
Bir sanatçının aylarca uğraşıp, ortaya çıkardığı şaheser gibi,
Emek, ihtişam dolu

Bilmiyorum güzellik perisi, bilmiyorum.
Sana nasıl yaklaşacağımı bilmiyorum
Çok zorlanıyorum, o kadar zorlanıyorum ki
Duygularımı bile unutuyorum…

Ama bildiğim bir şey var ise o da güzelliğin.
O güzellik yansımış her zerrene,
Ruhunun derinliklerine, kalbinin içine, bedeninin her bir yerine…
Bakmaya kıyamıyorum sana güzellik perisi…

Şeytan da övgüyü hak etmiyor mu ?

Merhaba değerli dostum,

Başlık çok enterasan değil mi ? Bazı gerçekler var bunları sizlerle paylaşmaya çalışacağım dilimin döndüğünce. Bu yazıyı yazarken ikilemlerim var bundan dolayı çok da rahat yazamıyorum, zaman içerisinde güncellemeler gelebilir.

Belki şeytanın da aradığı huzurdur 🙂 kim bilir ?

Dünyamıza baktığınızda ne görüyorsunuz ? Sanıyorum tasvir edilen cehennem tam olarak da bu dünya olmalı, bu kadar iğrençliğin, haksızlığın, yalan, dolanın , sahtekarlığın, çocuk istismarının olduğu bir yere dönüşmüş bu dünya, tam da şeytanın istediği bir dünya, o kadar kötü insanlar haline geldik ki şeytan dahi ben bu kadarını düşünememiştim deyip hayıflanıyordur.

Suçlu aradığımız zaman hemen diyoruz ki şeytana uydum. Arkadaş şeytan da o zaman senin içinde bulunuyor pek de uzakta değil. Unutma! Şeytan’ın görevi kötülük… İnsan olduğunu düşünüyorsan senin de nihai gayen iyilik yapmak.

Allah’ı sahiplenmek kolay peki ya şeytan ? Mevlana dememiş mi yaradılanı severiz yaradandan ötürü, Şeytan’ı da Allah yaratmamış mı ? Şeytan’a isyan niye ? Görevini yapıyor diye birine kızamazsın heralde kıssadan hisse bir şey paylaşacağım kaynağından alıp, şu anda hafızamda yer etmemiş bundan dolayı paylaşamıyorum ama dediğim gibi yazıyı güncelleyeceğim.

Şeytan merağımız gittiyse yazının devamında nasıl kendinizi iyi hissedeceğinize dair bazı ip uçları bırakıyorum…

Nasıl iyilik yaparım diye düşünebillirsin ?

Çok basit be canım arkadaşım, önce annene, babana saygılı ol, kardeşine, abine, ablana, dostlarına, arkadaşlarına sahip çık. Mahalledeki esnafı selamlamaya başla, büyüklerine nasılsın sorusunu düzenli olarak sor, küçüklerini sev, sev derken git onlarla biraz oyna, doğaya karşı saygılı ol mesela kızılderililer tütün ikram edermiş doğadan bir şeyler alacakları zaman sigara içiyorsan hızlı hızlı içme bir ağacın altına geç biraz dumanını paylaş o esnada kendine verdiğin zararı emin ol o ağaç sana bir şekilde faydalı bir hale çevirip verecektir… Sokak hayvanı gördüğünde maddi imkanların el veriyorsa yiyecek bir şeyler al, maddi imkanın yoksa da dert etme sadece biraz sev, okşa hepsi bu kadar… Merak etme o eller kedi köpek sevmekle kirlenmez. O eller kötü baktığında kirlenir… Ve unutma arkadaşım “Kirlenmek güzeldir” (Omo virali değildir :))

Hep yap, et şeklinde konuştum ama bunlar çok basit şeyler başlayınca inan farklılığı göreceksin. Ayrıca, bunların hepsi kendi uyguladığım yöntemler, önceleri hayat ne zor derdim ve insanlar neden böyle diye sorgulardım sonsuz bir döngüde hayatım geçiyordu. Vazgeçtim beni sıkıntıya sokan şeylerden ve söylediklerimi uyguladım ki atladığım şeyler de çokcadır. Geri dönüşlerini çok iyi bir şekilde görüyorum.

Hayat güzel be sevgili dostum, unutma hepimiz bir gün göçüp gideceğiz. Kendine zülm etme…

Ateist miyim Ben? Ben Ateist miyim? Ateist Ben Miyim?

Ne aleviyim, ne sünni, ne yahudiyim, ne hristiyan, ne de müslüman, insanım ben insan, Allahın yarattığı bir insan. İyilik, güzellik, doğruluk için yaşamaya çalışan, bu uğurda ömrünü geçirmeyi göze alan bir insanım. Yeri geldiği zaman aleviyim, yeri geldiği zaman da sünni, yeri geldiği zaman yahudiyim yeri geldiği zaman hristiyan yeri geldiği zaman da müslüman, en önemli erdem kimseyi ayırmadan, herkes ile eşit şartlarda güzel yaşamak, sevgiyle, aşkla, hàkla yaşamak.

Gözlerin Gözlerimde Ben Sana Kurban Olayım

Gözlerin gözlerimde ben sana kurban olayım…
Uğruna yorulayım… Uğruna yanılayım…
İçimde fırtanalar rüzgarın olayım…
Sesini sesime kat sesinde boğulayım…
İçimde fırtanalar rüzgarın olayım…
Sesini sesime kat sesinde boğulayım…

SEN ATEŞ OL BEN YANAYIM…
SEN YAZ OL BEN AYAZ KALAYIM…
UZASIN GÖLGELERİN ŞU IŞIKLARIN…
SEN TUTUKLA BEN HÜKÜMLÜ KALAYIM…

sen ateş ol ben yanayım…
sen yaz ol ben ayaz kalayım..
uzasın gölgelerin şu ışıkların…
sen tutukla ben hükümlü kalayımmm.

Tenin tenimde ben sana haldaş olayım…
Bir yaprak gibi dalına sarılayım…
Ahını ahıma kat sevdan olayım…
Sesine bir düğüm at sesine tutulayım..
Ahını ahıma kat sevdan olayım…
Sesine bir düğüm at sesine tutunayım…

SEN ATEŞ OL BEN YANAYIM..
SEN YAZ OL BEN AYAZ KALAYIM…
UZASIN GÖLGELERİN ŞU IŞIKLARIN…
SEN TUTUKLA BEN HÜKÜMLÜ KALAYIM…

SEN ATEŞ OL BEN YANAYIM…
SEN YAZ OL BEN AYAZ KALAYIM…
UZASIN GÖLGELERİN ŞU IŞIKLARIN…
SEN TUTUKLA BEN HÜKÜMLÜ KALAYIM…

SEN ATEŞ OL BEN YANAYIM…
SEN YAZ OL BEN AYAZ KALAYIM…
UZASIN GÖLGELERİN ŞU IŞIKLARIN…
SEN TUTUKLI BEN HÜKÜMLÜ KALAYIM…
HÜKÜMLÜ KALAYIM!

Dünya Marşı

Sözleri : 

Sözleri: Kardeş olun ey insanlar
Bunu ister Tanrımız
Bu dünyada herşey geçer
Yalnız sana dost kalır
♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡
İnsanlığa doğruluğa
Göğsünü aç,korkma sakın
Hür doğmuştur insanoğlu
Hür yaşamak hakkıdır!

Kısa hikayesi, bugün ekşi sözlükte gezinirken dünya marşı başlıklı bir yazı vardı. Ekşinin şukela modunu açtığımda ikincil olarak bu marş önerilmişti, oradan bu marşı sözleri de videonun altında paylaşan Ece Kaynar’dan alıntıladım.

Herkese iyi bayramlar…

Centos’da eski kernelleri kaldırmak

Merhaba sevgili dostum, bu yazıyı okuyorsan eğer Centos işletim sisteminde boot partition’u dolmuş demektir. Boşaltmak için yapılması gereken adımlar oldukça basittir. Centos’a root olarak erişim sağlayıp SSH yada terminal üzerinden aşağıdaki komutu uygulamanız yeterli olacaktır.

package-cleanup --oldkernels --count=1

Buradaki parametreleri kaynakçadan aldığım kadarıyla kısaca açıklayacağım.
–oldkernels eski kerneller anlamına geliyor.
— count=x ise kaç tane kernelin sistemde kalacağını tanımlamaya yarıyor örneğin x yerine 2 derseniz 2 tane kernel kalır 1 tane kalmasını isterseniz 1 tane kalacaktır.

Her hangi bir sorun yaşarsanız, lütfen paylaşınız, çözüm için yardımcı olmaya karınca kararınca çalışacağım ve sizden sonra başka arkadaşlara da yardımcı olması açısından sorunları paylaşmak faydalı olacaktır.,

Saygı ve Sevgililer ile
Kaynak : Stackexchange

O BARIŞTI

O Barıştı,
O Şarkıcıydı
O Müzisyendi,
O Sanatçıydı,
O Doğu’ydu,
O Batı’ydı,
O Dünyaydı,
O Sevgiydi,
O Babaydı,
O Çocuktu,
O Gençti,
O Yaşlıydı,
O Adamdı,
O Bizdi,
O Şarkıydı,
O Sanattı,
O Yunus’ tu,
O Mevlana’ydı,
O Atatürk’tü
O Anadoluydu,
O Japondu,
O Mançoydu,
O Barış Manço’ydu.
RG – 1.2.1999

Bipolar Günlüğü (Yazı Dizisi 1)

Herşey çok güzel olacak…

Merhaba değerli okuyucu arkadaşım,

Bipolar bozukluk teşhisi konmuş bir kişi olarak başımdan geçenleri (hatırladığım kadarıyla), tecrübelerimi, yazı dizisi olarak siz değerli okuyucularımla paylaşacağım.

Bipolar (duygu durum bozukluğu) teşhisi ilk olarak 2015 yılının başlarında konmuştu. Ancak yaşadığım psikolojik sıkıntılar çok daha öncesinden başlıyordu. Belki de çocukluğumdan beri yaşadığım sorunlar dolayısıyla birikmiş bastırılmış duygular, literatürde adı bipolar bozukluk olarak geçen hastalığa dönüşmüştü.

Öncelikli olarak size kendim hakkında bilgi vermek istiyorum. Eğer siz yada yakınınız aynı yada benzer rahatsızlıktan müzdarip ise belki de bir benzerlik yakalayıp, rahatsızlığın başlangıcını tespit edebilirsiniz. Bu rahatsızlığın iyileşme sürecinde insanın kendini tanıması bana göre çok önem arz ediyor. Bugüne kadar iyileşmek adına aldığım yolda, kendimi çok defa inceledim, halende incelemeye devam ediyorum. Bu sebepten yüzeysel değil, derinlemesine inceleme yapmamız biz bipolar tanısı konulmuş hastalar ve tüm psikolojik rahatsızlık çeken insanlar için faydalı olacaktır.

Ailem annem, babam, ablam ve ben olmaz üzere 4 kişiden oluşuyor. Çocukluk dönemim, aile içerisindeki problemler nedeniyle sıkıntılı geçti. Anne ve babam sürekli tartışıp, kavga ederlerdi. Annem, hayatını tamamı ile biz çocuklarına adamış, gözü bizden başka hiçbirşeyi görmeyen bir insan. Bizi herşeyin üzerinde tutarak yetiştirdi, aşırı korumacı ve kollayıcıydı. Babam ise çok sert bir insan olarak, kendi bildiği yöntemlerle bizim için kendince en iyisini yapmaya çalışan bir baba olmaya çalışırdı. Babamdan hep çekinirdim, yanında hiçbir zaman rahat edemezdim. Babama karşı olan korku, sevgiden hep daha fazla olmuştu bu dönemlerde. Ablam ise her zaman bana doğruları göstermeye çalışıp, hayattan vazgeçmemem ve doğruları bulmam için elinden geleni yapmaya her daim çalışan bir insan oldu kısacası ablam benim hayat koçum oldu.

İlk olarak belirtmem gerekirki, çok haylaz bir çocuktum. Dışarıda oynamaya hiç doymazdım.

Çocukluk dönemimde arkadaş çevremde popüler olmayan, diğer arkadaşlarımın peşinde savrulan, oyun oynamayı çok seven, içten içe hep arkadaşları tarafından sevilen bir çocuk olmayı isterdim. İlkokul, ortaokul dönemlerinde de vasat içine kapalı bir çocukluk dönemi geçirdiğimi söyleyebilirim.

Küçük yaşlardan itibaren korkak ve kaygılı bir çocuk oldum. Herhangibir olay durumunda sakinliğimi koruyamazdım. İçimi derin bir kaygı sarar acaba başıma birşey gelecek mi korkusu yaşayarak hayatı kendime zindan ederdim. Örnek vermem gerekirse, İlkokul döneminde evimizin önünde kendi başıma oynarken yoldan geçen yaşıtım olan hiç tanımadığım bir çocuk beni bıçaklayacağını söylemişti. O kadar korkmuştum ki bu durumu annem ile paylaşmıştım. Bu korkudan kurtulmam annemin o çocuğu bulup öyle birşey yapmayacağını söylemesiyle son buldu. Bu sorun son bulmuştu ancak asıl sorun geçmemişti. Benim bu tarz durumlarda soğuk kanlı kalamayışım halen başıma birşey gelecekmiş gibi kuruntularım ne kadar azıldığını söylesemde devam ediyor. Belki de annemin bana iyilik olarak yaptığı, gelecekteki hayatımın bile şekillendiren bu tarz korumacı tavırlardı. Çünkü yetkişkin olduktan sonra dışarıdaki dünya ile karşılaştığınızda, bir çocuğun masumane korkuları dışında korkular gelişiyor. Artık anneniz de bu sorunu çözemiyor, siz kendiniz sorunla baş başa kalıyorsunuz. Bu sorundan olabildiğince kaçmaya çalışıyorsunuz ancak siz kaçmaya çalıştıkça daha sert bir biçimde yüzleşiyorsunuz. Ben kaçtığım, kaçmaya çalıştığım hemen hemen herşeyle daha büyük bir sorun haline geldikten sonra yüzleştim, inanın belki de en başında problem küçük iken yüzleşseydim bazı şeyleri aşması çok daha kolay olacaktı. Olsun insanız, doğamız gereğidir ki her zaman zoru severiz.

Bu sorunlarla yüzleştikçe insan daha büyük sorunları daha güçlü bir irade ile karşılıyor, daha soğuk kanlı oluyor. Belki de halen çok güçlü bir iradeye sahip olduğum söylenemez ancak geçmiş ile bir kıyas yaptığımda önceki yaşantıma göre daha kararlı, sabırlı ve olumlu bakıp sorunlarla yüzleşiyorum. Sorunları daha kısa sürede atlatmak için insanın içinden kendiliğinden mekanizma gelişiyor . Bu durum belkide çok küçük şeymiş gibi görünsede, psikolojik rahatsızlığı olan bir insan için önemli bir durum.

İnsan sorunlarıyla kesinlikle yüzleşmeli, sorunlarından kaçmamalı, kafanızı kurcalayan her ne ise üstüne üstüne gidin, korkmayın, o düşüncenin üstüne gitmek kaygı durumunuzu daha kötüye götürmeyecek aksine üstüne gittikçe o düşüncenin zayıfladığını göreceksiniz. O düşünce daha sonra sizi tekrar rahatsız edebilir ancak yine üstüne gitmekten korkmayın. Sonuna kadar o düşünceyi irdeleyin, irdeledikçe önemini yitirecek ve yavaş yavaş önemsiz bir hal alacak. Artık aklınıza gelse bile önemini yitirdiği için sizi rahatsız edemeyecek. Burada önemli bir dipnot var. O düşünce her ne ise kendinizi yargılamayın. Bu düşünce dünyanın en olumsuz düşünceside olabilir, kendinizi yargılamayın. Siz bunu mutlaka hayatınızın bir yerinde bir şekilde aldınız. O düşünce aklınıza geldiğinde kendinizi yargılamadan, panik olmadan, rahat bir şekilde karşılayarak derinlemesine inceleyin.

Çocukluk dönemimle ilgili hatırladığım bir diğer şey ise herhangibir olayda ben hiçbirşey yapmasam dahi benim suçlanacağımı düşünmem yani günümüzdeki adı anksiyete. Bu suçluluk psikolojisine bir örnek vermem gerekirse, ilk okulda sınıftan bir arkadaşımın silgisi, kalemi kaybolur, acaba benim aldığımımı düşünecekler mi diye kaygısını sürekli çekerdim. Bu durumu lise yıllarında ve yetişkinlik dönemlerinde de yaşadım. Halen acaba beni suçlayacaklar mı diye korkularım olabiliyor. Bu durumu tam anlamıyla aşabilmiş olmasamda bir üstteki paragrafda da anlattığım gibi kendime daha sabırlı yaklaşıyorum. Bu durumu çocukluğumda yaptığım hatalara ve babama karşı duyduğum korkuya bağlıyorum. Tabii, yaşanmış bazı olaylarında payı olduğunu düşünüyorum. Bu olaylara bir örnek ise lise döneminde sınıftan Sami adındanki arkadaşımın benim adıma, rızam olmadan Özge adındaki sınıfımızdaki bir arkadaşa benim ağzımdan mektup yazması ve Özge’nin bu durumu müdür yardımcısına iletmesi şekliyle son buldu. Aslında, çok büyük bir durum gibi gözükmese de o dönemde bu durum benim için travma oluşturmuştu. Sebebi ise ben Özge’nin yakın arkadaşı Güzel’e karşı olan hislerimdi. Kendimi Güzel’e açılmak için hazırlarken böyle bir olayla karşılaşmak tam anlamıyla benim için bir yıkım olmuştu ve devamında okulu bıraktım ve ablamın çabalarıyla okula devam ettim.

Bu yazının devamı zaman içerisinde gelecektir. Önemli not olarak kesinlikle kendinizle savaşmayın, sevgi ile herşeyi olumlu hale getirebilirsiniz. Sevmeyi bilmiyorum diyorsanız da bana rahatsızlığım boyunca yardımlarını, sabırlı bir şekilde esirgemeyen Bektaş kardeşimin bir sözüyle bitiriyorum. Sevmeyi öğrenmeyi çabalayın, hangimiz doğduğumuzda yürüdük? Önce emekledik, sevgiyi emekleyerek öğrenelim, kendimizi severek başlayalım adım adım. Ağzımızı, burnumuzu, elimizi, ayağımızı, kaşımızı, gözümüzü, saçımızı, yani her bir uzvumuzu, temelde ise bedenimizi 🙂

Linux Tabanlı İşletim Sistemlerinde SSH Üzerinden Dizin Boyutlarını Öğrenme

Merhaba değerli dizinlerin ve dosya boyutlarını öğrenmeye çalışan dostum,

Bugün linux’da ssh işlemleri yaparken işimize yarayacak bir komutu paylaşacağım. Bu komutu ben genelde dosya boyutu büyük olan klasörleri bulmakta kullanıyorum.

du -sh -- *

Yukarıdaki komutu Centos 7 işletim sisteminde kök dizinde uyguladığımızda aşağıdaki resimde görülen çıktıya benzer bir çıktı alıyoruz. Bulunduğumuz klasöre ve klasörlerin boyutlarına göre çıktı tabiki değişiklik gösterebilir.

Konu ile ilgili olarak ilerleyen dönemde aklıma geldikçe, ihtiyacım olan konuları sizlerle de paylaşacağım.

Kaynak : Stack Exchange