Gözlerin Gözlerimde Ben Sana Kurban Olayım

Gözlerin gözlerimde ben sana kurban olayım…
Uğruna yorulayım… Uğruna yanılayım…
İçimde fırtanalar rüzgarın olayım…
Sesini sesime kat sesinde boğulayım…
İçimde fırtanalar rüzgarın olayım…
Sesini sesime kat sesinde boğulayım…

SEN ATEŞ OL BEN YANAYIM…
SEN YAZ OL BEN AYAZ KALAYIM…
UZASIN GÖLGELERİN ŞU IŞIKLARIN…
SEN TUTUKLA BEN HÜKÜMLÜ KALAYIM…

sen ateş ol ben yanayım…
sen yaz ol ben ayaz kalayım..
uzasın gölgelerin şu ışıkların…
sen tutukla ben hükümlü kalayımmm.

Tenin tenimde ben sana haldaş olayım…
Bir yaprak gibi dalına sarılayım…
Ahını ahıma kat sevdan olayım…
Sesine bir düğüm at sesine tutulayım..
Ahını ahıma kat sevdan olayım…
Sesine bir düğüm at sesine tutunayım…

SEN ATEŞ OL BEN YANAYIM..
SEN YAZ OL BEN AYAZ KALAYIM…
UZASIN GÖLGELERİN ŞU IŞIKLARIN…
SEN TUTUKLA BEN HÜKÜMLÜ KALAYIM…

SEN ATEŞ OL BEN YANAYIM…
SEN YAZ OL BEN AYAZ KALAYIM…
UZASIN GÖLGELERİN ŞU IŞIKLARIN…
SEN TUTUKLA BEN HÜKÜMLÜ KALAYIM…

SEN ATEŞ OL BEN YANAYIM…
SEN YAZ OL BEN AYAZ KALAYIM…
UZASIN GÖLGELERİN ŞU IŞIKLARIN…
SEN TUTUKLI BEN HÜKÜMLÜ KALAYIM…
HÜKÜMLÜ KALAYIM!

Dünya Marşı

Sözleri : 

Sözleri: Kardeş olun ey insanlar
Bunu ister Tanrımız
Bu dünyada herşey geçer
Yalnız sana dost kalır
♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡♡
İnsanlığa doğruluğa
Göğsünü aç,korkma sakın
Hür doğmuştur insanoğlu
Hür yaşamak hakkıdır!

Kısa hikayesi, bugün ekşi sözlükte gezinirken dünya marşı başlıklı bir yazı vardı. Ekşinin şukela modunu açtığımda ikincil olarak bu marş önerilmişti, oradan bu marşı sözleri de videonun altında paylaşan Ece Kaynar’dan alıntıladım.

Herkese iyi bayramlar…

Centos’da eski kernelleri kaldırmak

Merhaba sevgili dostum, bu yazıyı okuyorsan eğer Centos işletim sisteminde boot partition’u dolmuş demektir. Boşaltmak için yapılması gereken adımlar oldukça basittir. Centos’a root olarak erişim sağlayıp SSH yada terminal üzerinden aşağıdaki komutu uygulamanız yeterli olacaktır.

package-cleanup --oldkernels --count=1

Buradaki parametreleri kaynakçadan aldığım kadarıyla kısaca açıklayacağım.
–oldkernels eski kerneller anlamına geliyor.
— count=x ise kaç tane kernelin sistemde kalacağını tanımlamaya yarıyor örneğin x yerine 2 derseniz 2 tane kernel kalır 1 tane kalmasını isterseniz 1 tane kalacaktır.

Her hangi bir sorun yaşarsanız, lütfen paylaşınız, çözüm için yardımcı olmaya karınca kararınca çalışacağım ve sizden sonra başka arkadaşlara da yardımcı olması açısından sorunları paylaşmak faydalı olacaktır.,

Saygı ve Sevgililer ile
Kaynak : Stackexchange

O BARIŞTI

O Barıştı,
O Şarkıcıydı
O Müzisyendi,
O Sanatçıydı,
O Doğu’ydu,
O Batı’ydı,
O Dünyaydı,
O Sevgiydi,
O Babaydı,
O Çocuktu,
O Gençti,
O Yaşlıydı,
O Adamdı,
O Bizdi,
O Şarkıydı,
O Sanattı,
O Yunus’ tu,
O Mevlana’ydı,
O Atatürk’tü
O Anadoluydu,
O Japondu,
O Mançoydu,
O Barış Manço’ydu.
RG – 1.2.1999

Bipolar Günlüğü (Yazı Dizisi 1)

Herşey çok güzel olacak…

Merhaba değerli okuyucu arkadaşım,

Bipolar bozukluk teşhisi konmuş bir kişi olarak başımdan geçenleri (hatırladığım kadarıyla), tecrübelerimi, yazı dizisi olarak siz değerli okuyucularımla paylaşacağım.

Bipolar (duygu durum bozukluğu) teşhisi ilk olarak 2015 yılının başlarında konmuştu. Ancak yaşadığım psikolojik sıkıntılar çok daha öncesinden başlıyordu. Belki de çocukluğumdan beri yaşadığım sorunlar dolayısıyla birikmiş bastırılmış duygular, literatürde adı bipolar bozukluk olarak geçen hastalığa dönüşmüştü.

Öncelikli olarak size kendim hakkında bilgi vermek istiyorum. Eğer siz yada yakınınız aynı yada benzer rahatsızlıktan müzdarip ise belki de bir benzerlik yakalayıp, rahatsızlığın başlangıcını tespit edebilirsiniz. Bu rahatsızlığın iyileşme sürecinde insanın kendini tanıması bana göre çok önem arz ediyor. Bugüne kadar iyileşmek adına aldığım yolda, kendimi çok defa inceledim, halende incelemeye devam ediyorum. Bu sebepten yüzeysel değil, derinlemesine inceleme yapmamız biz bipolar tanısı konulmuş hastalar ve tüm psikolojik rahatsızlık çeken insanlar için faydalı olacaktır.

Ailem annem, babam, ablam ve ben olmaz üzere 4 kişiden oluşuyor. Çocukluk dönemim, aile içerisindeki problemler nedeniyle sıkıntılı geçti. Anne ve babam sürekli tartışıp, kavga ederlerdi. Annem, hayatını tamamı ile biz çocuklarına adamış, gözü bizden başka hiçbirşeyi görmeyen bir insan. Bizi herşeyin üzerinde tutarak yetiştirdi, aşırı korumacı ve kollayıcıydı. Babam ise çok sert bir insan olarak, kendi bildiği yöntemlerle bizim için kendince en iyisini yapmaya çalışan bir baba olmaya çalışırdı. Babamdan hep çekinirdim, yanında hiçbir zaman rahat edemezdim. Babama karşı olan korku, sevgiden hep daha fazla olmuştu bu dönemlerde. Ablam ise her zaman bana doğruları göstermeye çalışıp, hayattan vazgeçmemem ve doğruları bulmam için elinden geleni yapmaya her daim çalışan bir insan oldu kısacası ablam benim hayat koçum oldu.

İlk olarak belirtmem gerekirki, çok haylaz bir çocuktum. Dışarıda oynamaya hiç doymazdım.

Çocukluk dönemimde arkadaş çevremde popüler olmayan, diğer arkadaşlarımın peşinde savrulan, oyun oynamayı çok seven, içten içe hep arkadaşları tarafından sevilen bir çocuk olmayı isterdim. İlkokul, ortaokul dönemlerinde de vasat içine kapalı bir çocukluk dönemi geçirdiğimi söyleyebilirim.

Küçük yaşlardan itibaren korkak ve kaygılı bir çocuk oldum. Herhangibir olay durumunda sakinliğimi koruyamazdım. İçimi derin bir kaygı sarar acaba başıma birşey gelecek mi korkusu yaşayarak hayatı kendime zindan ederdim. Örnek vermem gerekirse, İlkokul döneminde evimizin önünde kendi başıma oynarken yoldan geçen yaşıtım olan hiç tanımadığım bir çocuk beni bıçaklayacağını söylemişti. O kadar korkmuştum ki bu durumu annem ile paylaşmıştım. Bu korkudan kurtulmam annemin o çocuğu bulup öyle birşey yapmayacağını söylemesiyle son buldu. Bu sorun son bulmuştu ancak asıl sorun geçmemişti. Benim bu tarz durumlarda soğuk kanlı kalamayışım halen başıma birşey gelecekmiş gibi kuruntularım ne kadar azıldığını söylesemde devam ediyor. Belki de annemin bana iyilik olarak yaptığı, gelecekteki hayatımın bile şekillendiren bu tarz korumacı tavırlardı. Çünkü yetkişkin olduktan sonra dışarıdaki dünya ile karşılaştığınızda, bir çocuğun masumane korkuları dışında korkular gelişiyor. Artık anneniz de bu sorunu çözemiyor, siz kendiniz sorunla baş başa kalıyorsunuz. Bu sorundan olabildiğince kaçmaya çalışıyorsunuz ancak siz kaçmaya çalıştıkça daha sert bir biçimde yüzleşiyorsunuz. Ben kaçtığım, kaçmaya çalıştığım hemen hemen herşeyle daha büyük bir sorun haline geldikten sonra yüzleştim, inanın belki de en başında problem küçük iken yüzleşseydim bazı şeyleri aşması çok daha kolay olacaktı. Olsun insanız, doğamız gereğidir ki her zaman zoru severiz.

Bu sorunlarla yüzleştikçe insan daha büyük sorunları daha güçlü bir irade ile karşılıyor, daha soğuk kanlı oluyor. Belki de halen çok güçlü bir iradeye sahip olduğum söylenemez ancak geçmiş ile bir kıyas yaptığımda önceki yaşantıma göre daha kararlı, sabırlı ve olumlu bakıp sorunlarla yüzleşiyorum. Sorunları daha kısa sürede atlatmak için insanın içinden kendiliğinden mekanizma gelişiyor . Bu durum belkide çok küçük şeymiş gibi görünsede, psikolojik rahatsızlığı olan bir insan için önemli bir durum.

İnsan sorunlarıyla kesinlikle yüzleşmeli, sorunlarından kaçmamalı, kafanızı kurcalayan her ne ise üstüne üstüne gidin, korkmayın, o düşüncenin üstüne gitmek kaygı durumunuzu daha kötüye götürmeyecek aksine üstüne gittikçe o düşüncenin zayıfladığını göreceksiniz. O düşünce daha sonra sizi tekrar rahatsız edebilir ancak yine üstüne gitmekten korkmayın. Sonuna kadar o düşünceyi irdeleyin, irdeledikçe önemini yitirecek ve yavaş yavaş önemsiz bir hal alacak. Artık aklınıza gelse bile önemini yitirdiği için sizi rahatsız edemeyecek. Burada önemli bir dipnot var. O düşünce her ne ise kendinizi yargılamayın. Bu düşünce dünyanın en olumsuz düşünceside olabilir, kendinizi yargılamayın. Siz bunu mutlaka hayatınızın bir yerinde bir şekilde aldınız. O düşünce aklınıza geldiğinde kendinizi yargılamadan, panik olmadan, rahat bir şekilde karşılayarak derinlemesine inceleyin.

Çocukluk dönemimle ilgili hatırladığım bir diğer şey ise herhangibir olayda ben hiçbirşey yapmasam dahi benim suçlanacağımı düşünmem yani günümüzdeki adı anksiyete. Bu suçluluk psikolojisine bir örnek vermem gerekirse, ilk okulda sınıftan bir arkadaşımın silgisi, kalemi kaybolur, acaba benim aldığımımı düşünecekler mi diye kaygısını sürekli çekerdim. Bu durumu lise yıllarında ve yetişkinlik dönemlerinde de yaşadım. Halen acaba beni suçlayacaklar mı diye korkularım olabiliyor. Bu durumu tam anlamıyla aşabilmiş olmasamda bir üstteki paragrafda da anlattığım gibi kendime daha sabırlı yaklaşıyorum. Bu durumu çocukluğumda yaptığım hatalara ve babama karşı duyduğum korkuya bağlıyorum. Tabii, yaşanmış bazı olaylarında payı olduğunu düşünüyorum. Bu olaylara bir örnek ise lise döneminde sınıftan Sami adındanki arkadaşımın benim adıma, rızam olmadan Özge adındaki sınıfımızdaki bir arkadaşa benim ağzımdan mektup yazması ve Özge’nin bu durumu müdür yardımcısına iletmesi şekliyle son buldu. Aslında, çok büyük bir durum gibi gözükmese de o dönemde bu durum benim için travma oluşturmuştu. Sebebi ise ben Özge’nin yakın arkadaşı Güzel’e karşı olan hislerimdi. Kendimi Güzel’e açılmak için hazırlarken böyle bir olayla karşılaşmak tam anlamıyla benim için bir yıkım olmuştu ve devamında okulu bıraktım ve ablamın çabalarıyla okula devam ettim.

Bu yazının devamı zaman içerisinde gelecektir. Önemli not olarak kesinlikle kendinizle savaşmayın, sevgi ile herşeyi olumlu hale getirebilirsiniz. Sevmeyi bilmiyorum diyorsanız da bana rahatsızlığım boyunca yardımlarını, sabırlı bir şekilde esirgemeyen Bektaş kardeşimin bir sözüyle bitiriyorum. Sevmeyi öğrenmeyi çabalayın, hangimiz doğduğumuzda yürüdük? Önce emekledik, sevgiyi emekleyerek öğrenelim, kendimizi severek başlayalım adım adım. Ağzımızı, burnumuzu, elimizi, ayağımızı, kaşımızı, gözümüzü, saçımızı, yani her bir uzvumuzu, temelde ise bedenimizi 🙂